Zeki’nin mesajını da kapattım ve Aysel yengemin mesajını açtım;

“Kuzum hoş geldin, annenle konuştum dönmüşsün askerden. Bak güllü nenen çok özlemiş seni, mutlaka gelsin katmer yapacağım ona. Diyor. Kısa zaman da buraya bekliyoruz seni. Atla otobüse gel afyona.”

Aslında olabilirdi. Bir işim yoktu, kafa dağıtmam lazımdı. Peki ya Özge? Özge de afyondaydı. Yeni evlenmiş kocasıyla yuvasındaydı? Siktir et lan Özge’yi. Hem Baranı özlemedin mi? Gülizar’ı. Sahi ya Gülizar ne alemde? Askerde birkaç kez aramış, sesini duymuştum, oda kesmişti aramayı. Kapım açıldı. Kardeşim Simay elinde börekle geldi bu sefer;

– Abi al ye, tenzile ablanın kızı gönderdi.
– Kızı?
– Ablasının kızı işte kızı olarak görüyor, kızı diyoruz.
– Haa. O mu yapmış.
– Evet, abinle yersiniz dedi.
– Annem nerede?
– Valla o Emine ablanın yanına gitti. Al işte ye ya.
– İyi lan ne bağırıyorsun? Acıktım zaten.

Elinden tabağı aldım. Acıkmıştım baya, büyük bursa sınırsız escort ısırıklar kopararak yiyordum böreği. Kız marifetliydi, yani o yaptıysa baya eli alışkındı. Pek severim boğazı. Börekleri çabucak bitirdim, çayımı tazelemek için mutfağa gittim. Kardeşim salonu süpüyordu. Ona yardım ettim ve iyice yerleştirdik artık evi. Babamı bekleyen birkaç iş vardı. Yatak odası tam olarak yerleşmemişti.

Günler böyle gelip geçiyordu. Sıkıntıdan patlayacaktım. bursa otele gelen escort Hiçbir yere gidemiyordum. Gidecek bir park, oturacak bir bank bile yoktu. Annem Emine abla ile baya yakınlaşmış, neredeyse kanka olmuştu. Kadın sürekli ya bizde, yada annem onların evindeydi. Kadının kötü bir hareketini, yanlış bir hareketini görmedim. Zaten güzel bir kadın da sayılmazdı göğüsleri çok güzeldi sadece. Size Emine ablayı tarif etmem gerekirse;

“30’lu yaşlarında, dipleri siyah, uçları
bursa escort bayan sarı renkte saçları, kumral bir teni vardı. Gözleri gerçekten çok hoştu. Yeşil gözlere sahipti. Zayıf bir vücudu vardı, kolları, bacakları incecikti. Kilosu yoktu. Zayıf olduğu için memeleri muz gibi ilerideydi.”

Ona karşı hiçbir gözle bakmıyor, sıradan komşumuz diyordum. Ta ki bir gün annem ile babamın salonda konuşmasını duyana kadar…

Babam akşam işten gelmiş, yemeğimizi yemiştik. Simay ile odamıza çekildik, masamın baş ucunda çayım vardı. Bilgisayarda takılıyordum. Tuvalete gitmek için kalktığımda, annem ile babamın konuşmalarını duydum;

Annem;

– Yaa öyle işte, az değil bu Ramazan da, Emine ile birlikte oluyormuş sürekli üst katımızda. Bende diyorum fare geziyor Ramazan bir baksın. Emine gülerek; “ay o fare değil, Ramazan ile benim” demez mi?

Babam;

– Hahaha bak sen Ramazana. Emine’nin kocası bilmiyor mu yahu? Hissetmez mi adam?
İçimden; “ulan baba karın da seni aldattı hissettin mi amına koyayım?” diye soruyordum kendime. Konuşmalarını dinlemeye devam ettim;

– Uyuz bir şey zaten kocası, sünepe, sümsüğün teki, bence hissetse bile kira için yine verir karısını Ramazana. 3 ay kira ödeyememişler de, Emine karına söylerim diye tehdit etmiş Ramazan’ı.
– Ee Ramazan ne yapmış?
– Ne yapacak? Ödemiş Emine’nin kirasını. Hala da birlikte oluyorlar.

Benim ağzım açık kalmıştı açıkçası. Emine abla hiç böyle bir kadına benzemiyordu. Odaya girdim yanlarına geçip oturduğumda, annem babamdan uzaklaşmış konuşmuyorlardı. Sözü ben açtım;

– Emine ablaya bak la sen az değilmiş ha!

Annem panikle yüzüme baktı;

– Bak sakın ağzından falan kaçırma! Rezil oluruz.
– Biz ne rezil olacağız ya. Biz mi yattık Ramazanla alla alla. Hem banane onun orospuluğundan.
– Sus oğlum duyar falan!
– He kulağı kapımızda zaten.

Kalkıp yanlarından mutfağa gittim. Bahçeye baktığımda, Ramazan abi bahçeyi çapa yapıyor, sürekli bizim kata bakıyordu. Kafamı pencereden çıkarttığımda, bize değil Emine ablanın penceresine bakıp gülüyormuş. Emine abla pencerede değildi. İçeriden buna ne gösteriyor da bu gülüyor la? Diyordum. Çayımı aldım çıktım, odama gittim. Ertesi gün sabah erkenden kardeşim ile babam okula gitmişti. Kardeşimi burada ki liseye yazdıracaktı. Yatağımdan kalktım annemi arıyordum;

– Anne? Anne! Neredesin yine ya of!

Emine abladadır diye düşündüm. Kapısını çaldım. Açan yoktu. Tekrar eve girdim, bir süre sonra annem gelmişti. Saçlarını boyatmış, dar pantolon giymeyen annem dar pantolon giymiş, dar badi giymişti.

– Oha! Anne bu hal ne?
– Ne var oğlum halimde?
– Bu giysiler ne?
– Ne var canım giyemez miyim?
– Anne onca yıl izmir de sosyetik yaşadın, köylü gibi giyindin. Burada nedense kabak çiçeği gibi açılıyorsun.
– Ne alaka be? Şalvar mı giyeyim kaçıl şuradan yoruldum zaten.

Kapıyı kapatmak için gittiğimde Emine abla da eve giriyordu. Kapıyı sert bir şekilde kapattım. Annem odasına gitmiş, kıyafet dolu poşetleri yerleştiriyordu. Kapının önünden sordum;

– Sen onları hangi parayla aldın?
– Vardı param aldım.
– Vardır tabii. Benim karttan çalmışsınız paraları.
– Senin benim mi var? Aynı evde yaşıyoruz.
– Ulan yaşıyoruz da sizin yüzünüzden üniversiteye gidemiyorum ben! Neyin kafasını yaşıyorsun? Okul paramdı o benim. İş kurarım kendime hiç olmadı dedim, onu da yediniz.

Kapıdan sert şekilde çıkmıştı;

– Senin paran mı o aç köpek? Sen mi kazandın o parayı? Baban aldı sana o arabayı onu sattın benim param diye horozlanma bana!
– Ulan kafan mı güzel ne içtin sen?
– Kuzey kes sesini. Yaşına başına bakmam döverim seni!

İçimden “senin gibi annenin ben amına sokayım” diyordum. Odamın kapısını tekmeleyip girdim, suratına kapıyı kapattım. Sinirden duvarları yumruklamak istiyordum. Annem duşa girmişti, yatak odasına gidip aldıklarına bakacaktım. Odasının kapısını açtım. Bir sürü seksi iç çamaşırları, pantolonlar, bluzlar, kürk mü lan o? Valla ha kürk! Kürk bile almış lan manyak karı! Hem de sahte kürk! Böyle küçük bir yerde nerden buldu bunları? Tabii ya orospu Emine götürmüştü annemi bunları almak için. Ben yatağın üzerinde ki kıyafetleri incelerken, annem üzerinde havlu ile açıp kapıyı içeriye girdi;

– Çık giyineceğim!
– Kalmayacağız her halde. Sarj aletim sende mi?
– Yok görmedim.

Odasından çıkmıştım. Ulan sarj aleti dedik de benim telefonum yok ki? Gidip telefon alayım bari kendime. Bilgisayara geçtim, banka kartımı arıyordum cüzdanım da yoktu. Çekmecemi karıştırdım, köşede bir yerde buldum kartımı. Online işlemlerden bakacaktım internet yeni bağlanmıştı, oda çok yavaştı. Zor da olsa sayfa açıldı ve bakiyemi kontrol etmek için göz gezdirdim. Yaklaşık bin lira gibi bir miktar kalmıştı kartımda, elimi alnıma koydum ve ne yapacağımı düşünmeye başladım. Çok sıkılmıştım artık burada, annemin bu değişen kişiliği tavrından. Kafamı toparlamak için Afyona gidecektim. Facebook’u açtım, Aysel yengeme mesaj gönderiyordum;

“Yenge ben hafta sonu size gelmek istiyorum müsait misiniz? Telefonum yok arayamadım, müsait iseniz, Güllü neneme söyle açsın şimdiden katmerleri.”

Bilgisayarın başından kalktım ve salona gidiyordum, annem yatak odasında konuşma seslerini duymaya çalışıyor, ama anlamıyordum. Kapıya doğru iyice yaklaştım. Kulaklarımı kapıya dayadım;

“Aman emine ne olacak, hadi gidelim akşama iki bira içer geliriz. Ya ne var sadece erkekler gidiyorsa o kafeye, postanenin yanındaki kafeyi demiyor musun? Aile yeri yazıyor? Ya bir şey olmaz gelecek misin? Tamam görüşürüz akşam çalarım kapını canım.”

İçeriden kartımı aldım, kapımı kapatıp evden çıktım. Merdivenleri iniyordum hızlı bir şekilde. Binanın dış kapısına yürüyordum. Gözüm bina yöneticimiz Ramazan abinin balkonuna çarptı. Nergis kilim çırpıyor, bana bakıp gülüyordu. “Zoru neydi lan bu kızın? Bunca yıl sikilmediği için erkekler çekici mi geliyordu? Alt komşumuzun benim yaşımda, benden büyük çocukları vardı. Onlara bile bana baktığı gibi bakmıyordu.” Siktir et diyerek kafamı çevirdim onun gözlerinden. Dış kapıdan çıktım. Bakkala girdim. Bir paket sigara aldım. Kart geçmiyormuş, sigarayı geri bıraktım. Kart geçen bir yer olup olmadığını sordum. Para çekebileceğim atm bile yoktu. Çarşıda bir iki markette kart geçiyormuş sadece. Eyvallah dedim çıktım. Dört yoldan geçince dümdüz ilerledim. O yol çarşı denen mahalleye çıkıyordu. Ahım, şahım bir mahalle beklediğim için yine hayal kırıklığına uğramıştım. Bu ne amına koyayım? Bir tane kıraathane, bir pastane, iki martket vardı sokakta. Burası mı çarşı? Ananı sikeyim baba nasıl bir yere getirdin bizi! markete girdim sigaramı alıp çıktım. Tekrar bakkala girdim;

– Abi bir şey soracaktım, burada postane nerede?
– Bak bu yolu dümdüz in, dört yola varacaksın, oradan hemen sağa dön, yolu takip et karşına çıkacak.
– Anayolun kıyısında yani?
– Evet, dümdüz git sağında göreceksin.
– Tamam, hayırlı işler.
– Sağ ol.

Tekrar bakkaldan çıkmıştım. Ellerimi cebime attım, adamın tarif ettiği yola gidiyordum. Adamın tarif ettiği yolu takip edince, postane sağımda kalmıştı. Biraz daha ilerledim. Kafe tarzı bir yer gördüm. Burası daha çok çocuk parkına benziyor? Ha şurada sandalyeler, masalar var. Evet burası Emine ablanın tarif ettiği kafeydi. Cebimde para olmadığı için girip oturamadım, hoş kimse de yoktu zaten. Neyse bulmuştum o yeri. Keşfimi yapıp eve tekrar geri dönüyordum, tam dört yolun göbeğine gelmiştim şiddetli bir ses duydum. Kafamı çevirdiğimde gözümün önünde, bir metre kadar önümde araç takla atıyordu. Son hızla gelen taksi, tır ile çarpışmış, önümden takla atıyordu. Bir adamın kolumdan tutup çekmesiyle yalpaladım, geriye doğru çekildim.

Orta yaşlarda bir adam;

– Evladım dur sana çarpıyordu az kalsın? Var mı bir şeyin?

Tuttuğu kolum çok şiddetli acıyordu, arabadan fırlayan aynanın camı kolumu kesip atmış, kanıyordu. Koluma bakıyor, kanı sıkıyordum elimle.

Amca;

– Tüh evladım tüh! Al şu bezi bastır.

Kokoreççinin oradan insanlar yanımıza koşuyor, kazayı merak ediyorlardı. Kolumdan oluk, oluk kanlar dökülüyordu. Ben kaldırıma oturmuş bezi koluma bastırıyordum. Bezi sıksanız, su gibi kanım akardı. Gözlerim kararmaya başladı. Etrafımda ki insanları çifter, çifter görmeye başladım. Terliyordum, çok geçmeden sırt üstü düştüm. Bayılmıştım. O an neler oldu hiç bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda kolum sızlıyor, kaldıramıyordum. Yatakta yatmış, tavana bakıyordum. Yerimden kalkmaya çalıştım. Doktor gelip yardım etti;

– Geçmiş olsun. Daha iyisin değil mi?
– Ne oldu bana? Burası neresi?
– Bilincin açık gelmiştin oysa ki?

Doktor gülerek yüzüme bakıyordu.

– Yok bilincim açıkta, en son kolum kanıyordu.

Koluma baktığımda sargılar içerisindeydi.

– Kolunu cam kesmiş, dikiş attık, şuan iyi. Çok kan kaybetmişsin. Kan tutuyor sanırım seni? Baygın geldin.
– Yok aslında kan tutmazdı ama, karnım aç ondan olabilir mi?
– Olabilir, bünyen zayıf düşmüş. Besin değerlerinde oldukça zayıf. Yemek mi yemiyorsun?
– Yiyorum aslında.
– Vitamin almıyorsun. Vücudun dirençsiz kalmış, yoğun bir stres altındasın sanırım.
– Öyle de denilebilir.
– Kendine dikkat et. Serumun bittikten sonra taburcu edeceğiz seni. Arayacağın birisi varsa, yanında ki telefondan arayabilirsin.
– Tamam, teşekkür ederim.
– Tekrardan geçmiş olsun.

Doktor odadan gitmişti. Sargıda olan koluma bakıyordum. Gözüm duvardaki saati arıyordu. Saat akşam 6 olmak üzereydi. Babam çoktan gelmiştir işten. Telefona uzandım. Ezberimde babamın numarası vardı aradım;

– Alo baba!
– Paşam neredesin? Dışarıda geziyor musun?
– Yok baba ya, kaza oldu dört yolda.
– Ne kazası!
– Baba dur panikleme, kaza oldu arabanın aynasının camı kolumu kesti, bayılmışım bende. Hastaneye getirmişler iyiyim merak etmeyin.
– Oğlum ne hastanesi bir şeyin var mı? Hangi hastane söyle gelelim hemen!
– Yok baba gelmenize gerek yok, serum takılı şuan. Bitsin geleceğim zaten.
– Olmaz paşam, söyle hangi hastane geleyim.
– Bilmiyorum ki.

Çevreme bakınıyordum. Ayaklarımın önünde duran çarşafa takıldı gözüm. Kolum acımıştı oraya uzanınca, çarşafı açtım üstünde ki yazıyı okudum;

– Aydın Devlet Hastanesi yazıyor baba.
– Tamam paşam bekle geliyorum ben, çıkarsan bir yerde otur bekle beni.
– Peki baba.

Telefonu kapattım. Oda da boş gözlerle seruma bakıyordum. Daha çok var, damlıyordu sadece. Kolum sızlıyor acıyordu. Annemi düşünüyordum. Acaba oda gelecek mi? Yoksa orospu Emine ile birahaneye gidip içecek miydi?

Sıkıntıdan patlamak üzereydim artık. Neyse ki kapıdan babam girdi. Panikle bana doğru yürüyor, yanında Simay kardeşim vardı.

Babam;

– Paşam ne oldu sana ya. İyi misin? Neren kesildi.

Simay;

– Abim geçmiş olsun! Ne kazası oldu?

Ben;

– Yahu bir sakin olun. Yok bir şeyim görüyorsunuz iyiyim işte. Kolum kesildi sadece.

Kolumu kaldırıp onlara gösterecektim. Canım çok yandı.

Babam;

– Dur oğlum kaldırma öyle. İyi bitmek üzere serumun. Çıkalım da bir şeyler yiyelim aç mısın?
– Hiçbir şey yemedim ki! Cam yedim oda doyurmadı.
– Tamam bir yere gireriz çıkınca.

Kardeşime annemi sordum;

– Simay?
– Efendim abi?
– Annem nerede?
– Akşam 5 gibi Emine abla ile çıktı, koşuya gitcekmiş.
– Hıhı koşu.

Hemşire gelip serumu çıkarttı. Kolumu boynuma astı.

– Geçmiş olsun. Çıkabilirsiniz. Şu reçeteyi alın lütfen. Bu ilaçları ihmal etmeyin ve pansumana mutlaka gidin.
– Teşekkür ederim.
– Rica ederim. İyi akşamlar.

Babam kolumdan tutup kaldırdı yataktan beni. Koluma girdi ve hastaneden çıktık. Hastanenin yanında ki eczaneden gidip ilaçlarımı aldı. Tekrar koluma girdi ve bir taksi çağırdı. Yemek yiyeceğimiz bir lokantaya gittik.

– Baba annem yemek yapmadı mı?
– Yok yapmamış, eve aç geldim ben de onu bekliyordum.

İyice sinirlenmiştim. Ne yapıyordu bu kadın? Gerçekten bozuluyor, bunu ben hariç herkes fark ediyordu.

Simay;

– Abi annemin saçlarını gördün mü?
– Gördüm, götüme benzemiş.
– Hahaha sarı ne ya? Bu yaştan sonra, gitmiş dar pantolon giymiş. Koşuya giderken de tayt falan giymiş koca götünü sallaya, sallaya çıktı evden.
– Sorma kızım, sinir ediyor beni.

Babam;

– Takmayın kafaya! Hadi ne yiyecekseniz söyleyin.

Menüye baktık, yiyecek bir şeyler söyledik. Annem hakkında konuşurken, yemeklerimiz gelmiş. Aç kurt gibi saldırmıştım. Tek elle yiyordum, zorlanıyordum ama yiyordum. Yemeğimizi yedikten sonra, şehir içi dolmuşlara bindik. Evimizin yolunu tuttuk. Şu amına koyduğumun dört yolundan da bıkmıştım ama mecbur burada inip eve yürümek zorundaydık. Şehir içi dolmuş dediğime bakmayın. Aydın merkez, bizim oturduğumuz yere kadar çalışıyor. Dolmuştan indik, eve doğru yürüyorduk. Simay’ın kolundan çektim;

– Baba Simaya bir şey göstereceğim. Sen git biz geleceğiz arkandan.

Simay yüzüme bakıyordu;

– Ne göstereceksin abi?
– Gel görürsün.

Babam;

– Tamam paşam. Yorma kendini geç kalmayın.

Parkın olduğu alana doğru yürümeye başladım kardeşim ile. Kokoreççinin yanından geçtik. Hava kararmış, saat 9 a geliyordu.

Simay;

– Abi merak ettim ne göstereceksin? Nereye gidiyoruz?
– Annemi göstereceğim gel bak.

Hızlı bir şekilde yürüyorduk. Postaneye gelmiştim. Parka iyice yaklaştım. Duvarın arkasından parkın içine bakıyordum. Duvar alçak olduğu için rahat görünüyordu içerisi. Annemi arıyordu gözlerim bulamıyordum. Çocuk parkına doğru yürüdük. Parkın içine girdim. O kafeye giden ince uzun yolu takip ettik, annemin sarı kafasından tanımıştım. Simay’ın kolundan tutup annemi işaret ettim.

“Annem Emine abla ile birlikte bir masada oturuyor. Yanlarında biri beyaz saçlı, göbekli, diğeri genç sayılacak bir adam vardı. Ellerinde biralar, orospu karı gibi kakırdıyorlardı. Koskoca kafenin içinde, onca erkeğin içerisinde sadece annem ile Emine abla vardı.”

Simay bu manzara karşısında şok olmuştu;

– Yuh abi annem koşuya gidiyorum dedi? Ne işi var burada?
– Şimdi anlarız!

Çömeldiğim yerden kalktım yanlarına doğru gidiyordum. Simay arkamdan yürüyerek geliyor ben hızlı hızlı yürüyordum. Annemlerin masasına gittim ve tekme attım masaya. Masa devrilmiş, içkileri dökülmüştü. Annem incecik üzerinde askılı, altında şort, o basenli, selülitli bacaklarını adama sergiliyordu. Adamın eli yanlarına gittiğimde annemin bacaklarını okşuyordu. Annem ile Emine abla çığlık atarak kendini sakındı. İçki içen adamlar bizi izliyordu. Annemin yanında duran iki adam ayağa kalktı. Beyaz saçlı, göbekli olan ani hareketle ayağa kalktı;

– Yavaş ulan orospu çocuğu!

Bir yumruk sallamıştı suratıma. Kesilen kolumun üstüne yere düştüm. Çok canım acımıştı. Sinirden öyle bir deliye döndüm. Gözüm hiçbir şey görmüyor, öfke kusuyordum. Adam yerden yakamı tutup kaldırdı. Masada duran bira şişesini sağlam elimle aldım ve kafasına geçirdim adamın. Annem arkamdan tutmuş, belimden asılıyordu;

– Kuzey dur! Ne yapıyorsun!

Adamın kafasını yarmıştım. Yere çömelip, kanayan kafasını tutuyordu. Servis yapan üç garson gelmiş beni çekmeye çalışıyor, diğeri adamın kafasına bakıyor, polis ve ambulans çağırıyordu. Annem karşıma geçmiş sinirden ağlıyor, bana söyleniyordu. Adamların elinden kurtuldum ve çok şiddetli bir tokat attım anneme. Emine abla karşımda durmuş, bizi izliyordu. Ona doğru koştum ve saçlarını tuttum;

– Amına soktuğumun ucuz kaşarı! Sen kimsin bu kadının kanına giriyorsun ulan? Kendini git Ramazana siktir sen! Ne işin var bu kadınla buralarda?

Saçlarından tutup çeviriyordum etrafımda;

– Bak bakayım sizden başka orospu var mı burada?

Annem sandalyeye oturmuş ağlıyordu. Yanıma Simay geldi.

– Abi bırak, yürü gidelim.

Annem Simay’ı görünce daha çok ağlıyordu. Simay masa üstünde duran su şişendeki suyu annemin suratına attı. Kolumdan tutup çekiyordu beni.

Simay;

– Abi yürü gidelim!

Yerde kafasını yardığım adama bir tekme attım. Öteki genç adam toz olmuştu bile oradan. Simay kolumdan çekiştiriyor, ağlıyordu. Annemi orada bıraktık, yürümeye başladık.

– Gördün değil mi kahpe anneni?
– Babama ne diyeceğiz?
– Hiçbir şey.
– Abi annem nasıl değişti böyle ya! O kadar İzmir’de yaşadı. Şu boktan yerde yaptığına bak.
– Kızım hatırlatma! Geri dönüp gebertmek istiyorum onu.
– Nefret ediyorum annemden! Tiksiniyorum.

Eve varmıştık, saat 10 olmuştu.

Babam;

– Çocuklar nerede kaldınız? Anneniz gelmedi daha.

Simay;

– Çok beklersin baba annemi, köçek yapmışlar annemi.

Sert gözlerle Simay’a bakıyordum;

– Simay! Kes sesini.
– Ne var abi! Yalan mı? Kimdi o yanında ki adamlar?

Babam şaşkın gözlerle bize bakıyordu;

– Ne adamı? Oğlum ne oluyor hayırdır?

Simay babamla konuşuyordu. Ben sigaramı yaktım.

– Baba şu kafe görünümlü birahane var ya. Annem Emine abla ile oraya gitmiş, iki tane erkek vardı yanında, zaten kadın yok. Tek kadın bunlar. Oturmuşlar, güle güle bira içiyorlar.

Babam sinirden deliye döndü. Ceketini aldığı gibi çıktı evden. Simaya bakıp;

– İyi bok yedin Simay!
– Ne var ya. Öğrenmeyecek mi?
– Bu sinirle bir şey yapar bu kalk gidelim!

Kolundan tutup çektim Simayı. Babam koşuyordu. Arkasından zor yetişiyorduk, kolum acıyor koşamıyordum. Kafeye gittiğimizde babam içeriye girmiş dolaşıyordu. Yanımıza geldi;

– Nerede bunlar? Yoklar? Hani neredeler?

Simay;

– Gitmişler, şurada oturuyorlardı. Aha yerde ki kan izi de adamın kafasını yardı abim.

Babam sinirden o kafenin önünde duran yolu takip ediyordu. Sözde yürüyüş yolu ama envai çeşit araç park olarak kullanıyordu. Yolu geziyorduk annemden eser yoktu. Eve döndük. Kimse sinirden anahtarı almayı akıl edememişti. Merdiven dayayıp balkondan içeriye girdim, dış kapıyı açıp babam ile Simayı içeriye soktum. Babam salonda geziniyor, sigarasını somuruyordu. Çok geçmeden kapı çaldı. Simay kalktı kapıyı açtı. Annem şiş gözleriyle eve girdi. Babam oturduğu yerden fırladı. Annemin saçlarından tutup salona çekti. Annemi elinden almaya çalışıyor, başaramıyordum. Tek kol ile güçsüz kalıyordum. Babam annemi saçlarından tutup çekiyor, kaldırıp tokatlıyordu. Suratına çok sert tokatlar indiriyor, küfürler ediyor, bağırıyordu. Simay ağlayarak odaya girdi.

– Baba dur Simay korkuyor artık! Dur baba öldürecek misin?
– Gebersin orospu köpek! Ulan buraya geldik düştüğümüz hale bak. Anan yoldan çıkmış.

Tekrar gidip tokat attı. Annem mutfağa kaçtı ve eline bıçak aldı geldi yanımıza. Babamın karşısına dikilmiş söyleniyordu;

– Erkek misin lan sen? Hah? Erkek müsveddesi! Adam mısın? Beni dövünce adam mı oldun öldürürüm lan seni! Gebertirim seni!

Ağlayarak, deli gibi bağırıyordu babama. Bıçak ile üzerine yürüyordu…

2. BÖLÜM SONU…

DEVAM EDECEK…

LÜTFEN DEĞERLİ YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİNİZ!…

Kategoriler:

Genel

Yorum Ekle

E-Mail Adresiniz Yayınlanmayacak. Zorunlu Alanlar *

*